PREOPANC-2: Pankreas Kanserinde Radyoterapinin Yeri Yeniden Sorgulanıyor
PREOPANC-2 çalışması, rezektabl pankreas kanserinde kemoradyoterapinin sağkalım avantajı sağlamadığını kanıtladı. Klinik pratikte sistemik tedaviye odaklanma zamanı.
Tıbbi uyarıPaylaşmadan önce okuyun
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; kişisel tıbbi tavsiye, tanı veya tedavi yerine geçmez. Tedavi kararları daima sizi tanıyan onkoloji ekibiyle birlikte alınmalıdır.
Editoryal politikamızı okuyun →Pankreatik duktal adenokarsinom (PDAC) yönetiminde uzun süredir devam eden 'radyoterapi mi, sistemik tedavi mi?' tartışması, PREOPANC-2 faz 3 çalışmasının sonuçlarıyla nihai bir noktaya ulaştı. 2025 yılının Eylül ayında The Lancet Oncology dergisinde yayımlanan bu kapsamlı çalışma, rezektabl veya sınırda rezektabl PDAC hastalarında konsolidasyon kemoradyoterapisinin (CRT), tek başına sistemik kemoterapiye kıyasla ek bir sağkalım faydası sunmadığını açıkça ortaya koydu.

Radyoterapi ve Sistemik Tedavi Çatışması
Çalışmanın temel amacı, sistemik mikrometastazları hedefleyen mFOLFIRINOX rejiminin üzerine eklenen radyoterapinin, cerrahi öncesi lokal kontrolü artırıp artırmadığını belirlemekti. PDAC hastalarında mortalitenin ana belirleyicisi sistemik hastalık olduğu için, kemoterapinin yoğunluğu hayati önem taşır. PREOPANC-2 tasarımı, radikal bir cerrahi (R0 rezeksiyon) şansını artırmak için radyasyonun gücünden faydalanmayı amaçlasa da, sonuçlar klinik beklentilerin altında kaldı.
Beklentilerin Altında Kalan Sağkalım Verileri
Araştırmacılar, mFOLFIRINOX grubunda medyan genel sağkalımı (mOS) 21,9 ay olarak gözlemlerken, CRT grubunda bu sürenin 21,3 ayda kaldığını bildirdi. İstatistiksel olarak 0,88'lik bir tehlike oranı (HR) ve p=0,32 değeri, radyoterapinin sağkalım üzerinde anlamlı bir üstünlük sağlamadığını kanıtlıyor. Lancet Oncology00363-8/fulltext) verileri, bu tedavi yaklaşımının artık rutin bir standart olarak kabul edilemeyeceğini gösteriyor.

Klinik Pratikte Yeni Paradigma
Bu bulgular ışığında, pankreas kanseri tedavisinde 'herkese uyan' radyoterapi yaklaşımından uzaklaşılması gerektiği nettir. 2026 yılı itibarıyla odak, en etkili sistemik kemoterapi protokollerini uygulamaya kaymıştır. CASSANDRA çalışmasıyla gündeme gelen PAXG rejimi (sisplatin, nab-paklitaksel, gemsitabin ve kapesitabin), mFOLFIRINOX'a güçlü bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. NCT04793932 kapsamında incelenen bu yeni protokoller, olaysız sağkalımı artırma potansiyeliyle sahayı domine etmektedir.
Radyoterapinin Sınırları ve Gelecek Arayışları
Çalışmanın en büyük sınırlılığı, kullanılan gemsitabin bazlı CRT protokolünün modern SBRT tekniklerine göre daha az yoğun olmasıdır. Ancak, 42,3 aylık medyan takip süresine rağmen bir sağkalım sinyali alınamaması, radyasyonun bu spesifik sekansdaki etkisinin minimal düzeyde olduğunu düşündürmektedir. Artık hekimlerin, radyasyonu refleks olarak eklemek yerine, hangi hastaların bu tür yoğun tedavilerden fayda göreceğini belirleyen biyobelirteçlere odaklanması gerekmektedir.
Kişiselleştirilmiş Tedaviye Doğru
Sonuç olarak, 'Toplam Neoadjuvant Tedavi' (TNT) konsepti, sistemik kontrolün önceliklendirilmesi gerektiğini kanıtlamıştır. Pankreas kanseri yönetimi, artık geniş kapsamlı standartlardan ziyade, hastanın biyolojik profiline uygun, daha agresif ve hedefe yönelik sistemik indüksiyon rejimlerine evrilmektedir. PREOPANC-2, bu evrimde radyoterapinin rolünü minimize eden kritik bir dönüm noktasıdır.
Kaynak: The Lancet Oncology · doi:10.1016/S1470-2045(25)00363-800363-8/fulltext)


